RÖPORTAJ: CENNET ADASINDA BİR GENÇLİK DEĞİŞİMİ

RÖPORTAJ: CENNET ADASINDA BİR GENÇLİK DEĞİŞİMİ

İdari İşler Sorumlusu Ülgen Aydın, Proje Danışmanımız Uğur Hasdemir ile Building Pathways adlı Gençlik Değişimi Projesi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.

Ülgen: Merhaba Uğur. Öncelikle bizlere Gençlik Değişimi nedir? Anlatır mısın?

Uğur: Merhaba Ülgen. Gençlik Değişimi programı farklı ülkelerden gençlerin gruplar halinde bir araya gelerek birbirlerinin kültürleri hakkında öğrenme fırsatı sunan projelerdir. Gençler; herhangi bir konu üzerine konuşmak için bir araya gelirler ve faaliyetleri birlikte planlayıp uygularlar.

Ülgen: Gençlik Değişimi denildiğinde insanlar gençlerin yer değiştirdiğini düşünüyor? Tam olarak nasıl bir değişim? Yer değiştirme olayı var mı?

Uğur: Haklısın. İsimi biraz kafa karıştırıcı. Bu programdaki değişim ifadesi kültürel bir olguyu temsil eder. Örneğin; ülkemizden bir genç Almanya’ya gidecek ve Almanya’dan bir genç ülkemize gelecek şeklinde düşünülüyor ve anlaşılıyor. Ama durum böyle değil. Genellikle 5-6 farklı ülkeden 30-40 gen bir araya gelir. Bu gençlik gruplarının birinin ülkesinde faaliyetler gerçekleştirilir. Örneğin son projemizde Romanya, Slovakya, İtalya, Hırvatistan, Portekiz ve Türkiye‘den gençler Portekiz‘e bağlı Azorlar‘da bulunan Sao Miguel adasında bir araya geldiler.

Ülgen: Şimdi mantığını daha iyi anladık. Peki bu gençler nasıl bir araya geldiler? Gruplar kaçar kişi idi? Sen ne sıfatla bu projeye katıldın?

Uğur: Projenin ev sahibi olan Portekiz’deki dernek az önce bahsettiğim 6 ülkeden kurumlar ile proje planlama aşamasında ortaklık kurdu. Bu ortaklıklar projenin onaylanmasının ardından planlamaya başladı. Ben de ortaklık kurulan bu kurumlardan birinin Uluslararası Gençlik Çalışanı olarak çalışmakta idim. Projenin onayını Portekiz’e gitmeden 3 ay kadar önce aldık. Hemen hazırlıklara başladık. Her ülkedeki kurumlarımız ile ilk işimiz katılımcılarımızı belirlemekti. 15-25 yaş arası katılımcıların yer almasına karar verdikten sonra ekibim için 4 genci seçtim. Ben de ekip lideri olarak projeye katıldım. Her ülkede aynı durum söz konusu idi. İtalya’dan 2 ekip lideri ve 4 genç katılım göstermişti ama Slovakya’dan 1 ekip lideri ve 3 genç katılım gösterdi. Diğer ülkeler tıpkı bizler gibi 1 er ekip lideri 4 er genç ile katıldılar.

Ülgen: Ekip lideri ve gençler olarak ayırdın. Bu ekip liderlerinin ve gençlerin görevleri neler tam olarak?

Uğur: Ekip liderleri projenin yürütülmesi ve kendi ekiplerinin projeye tam katılımlarından sorumludur. Tabii bunların yanı sıra lojistik ayarlamalar da ekip liderlerinin sorumluluğundadır. Gençler ise; projeye katılım gösterip proje konusuna çalışmaları gerçekleştirmek ile yükümlüdürler.

Ülgen: Proje konusuna geleceğim ancak lojistik ayarlamaları biraz irdelemek istiyorum. Bildiğim kadarıyla bayağı eğlenceli ve uzun yolculuk yaptınız. Biraz yolculuk planından biraz da yolda yaşadıklarınızdan bahseder misin?

Uğur: Evet. Yolculuk planımız bayağı uzundu. Proje tarihlerinde memleketimde olacaktım. Bu yüzden ekibim ile İstanbul’da buluşup oradan beraber geçmeye karar verdik. Yolculuk planlamaları yaparken elimizde kişi başı 820 Euro’luk bir bütçe var idi. Ancak bu bütçenin yetmeyeceği hemen anlaşıldı. THY’den bilet baktığımda 1200-1300 Euro’dan aşağı bilet bulamıyorduk. Bizler de hem ucuz olması ve bütçenin dışına çıkmamak için KLM firması ile İstanbul’dan Amsterdam aktarmalı Lizbon biletlerine baktık. Lizbon‘dan adaya da easyJet firmasından bilet almaya karar verdik. Ancak biletler bağlantılı olmadığından uçağı kaçırma ihtimalini düşünmemiz gerekiyordu. Bunun önüne geçebilmek için de Lizbon’da gidişte 12 dönüşte 18 saat bekleme süresi koyduk. Bu sayede hem Lizbon’u gezip hem de uçağı kaçırma ihtimalimizi ortadan kaldırdık. Yolda pek çok anım var ancak belki de en çok dikkat çekecek olan dönüş yolculuğumuzda yaşadığımızdır. Lizbon‘da bekleme süresini şehir gezisi ile değerlendirirken, bir anda etrafımızda siyah-beyaz formalı Beşiktaş taraftarlarını gördük. Tabii taraftarları görünce akşam Braga-Beşiktaş maçının olduğunu fark ettik. Ekip arkadaşlarımızdan bazıları maça gitmek istedi ve sadece 20 Euro’ya Şampiyonlar Maçını izleme şansı elde ettiler. Sanırım bu fiyata Türkiye’de bu seviyede bir maç izlenemez.

Ülgen: Projenin konusu? Tam olarak ne yaptınız?

Uğur: Aslında projenin konusu hakkında ekip arkadaşlarımızın anlatacağı çok fazla şey vardır. Ben ekip lideri olarak ilk andan itibaren proje koodinatörü rolüne geçiş yaptım ve ekibimi biraz yalnız bıraktım. Portekiz’deki ortağımızın ilk projesi olması nedeniyle yeterli hazırlıkları yoktu. Tecrübesizliği de ekleyince ister istemez proje yönetimi konusu sıkıntı olacak idi. Ben de yardım teklif ettim ve proje koordinasyon ekibine dahil oldum. Proje konusu kapsamında “Dayanışma” temasını işledik. Avrupa çapında akranların bir araya gelerek birbirlerinin yaşamları hakkında bilgi edinmelerini istedik. Planlama aşamasında; aile kurmaktan, uyuşturucu sorunlarına, ırkçılıktan, eğlence anlayışına kadar pek çok alt başlık belirlemiştik. Bu başlıkları teker teker işledik. Ancak bu tematik atölye çalışmalarını yaparken kapalı bir ortamda kalmak istemedik ve bunu açık havaya taşıdık. Bu yüzden yazımızın sonunda paylaşılan fotoğraflar da sanki sürekli geziyormuşuz gibi görünüyor. Ancak bütün etkinliklerimizde gençleri bu temalar çerçevesinde toplayıp birlikte dış mekan aktiviteleri ile süsledik.

Ülgen: Sen oradayken paylaşımlarını gördükçe ben de sinirlenmiştim bayağı. Çok güzel bir adaya gittiniz. “Cennet Adası” olarak bilinen bir yer sonuçta. Okularımıza ada hakkında bilgi verebilir misin?

Uğur: Ada… Mükemmel bir yer idi. Gitmeden önce fotoğraflara baktığımda inanamamıştım. Adaya sisli bir sabah indik. İner inmez karşılanıp kalacağımız çiftliğimize gittik. Sonrasında ise aşağıda fotoğraflarını görebileceğiniz mükemmel yerleri keşfettik. Sadece 100.000 nüfusa sahip olan adada 400.000 inek bulunması ve adanın Portekiz’i süt ve süt ürünleri yönünden beslediğini öğrenmemiz yaşadığımız ilk şok oldu. Mükemmel plajları, berrak denizi ve 24 saatin 19-20 saati güneşli geçen havası ile turizm cenneti olacağını düşünebilirsiniz. Ancak yerel halk bu şekilde kalmak istiyor ve fazla turist istemiyorlar. Bu sayede doğal güzellikleri bozulmamış ve kültürleri değişmemiş oluyormuş. Tabii böyle dinlediğimizde mantıklı ama ülkemizde öyle bir yer olsa herhalde her metrekaresi oteller için değerlendirilirdi.

Ülgen: Korumak daha önemli tabii. Peki ekonomik durum hakkında neler söyleyebilirsin?

Uğur: Portekiz’e göre biraz daha az gelirli insanların yaşadığı bir yer. Geneli çiftçilik ile uğraşıyor. Çoğu kişi ise adada doğup büyüdüğü için aile işletmesi şeklinde ufak işletmelere sahip. Adanın süt ve süt ürünleri haricinde kendi tütünü ve alkol ürünleri var. Yerel likörler ve biraları mükemmel. Ayrıca hayatımın en lezzetli kırmızı etini bu adada yediğimi ve 15-20 yıldır ağzıma süt koymamama rağmen adada her sabah süt içtiğimi söylemem gerek. Bunlar haricinde ekonomisinin %15-20’si turizme bağlıdır. Şaşırtıcı bir şekilde balıkçılık sadece hobi gibi bir aktivite. Ancak mutfak ürünlerinin çoğu denizden gelmekte. Bol bol kalamar, karides, ahtapot vb. yiyebilirsiniz.

Ülgen: Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederiz. Umarım takipçilerimizin çoğu bu tip bir projeye katılabilir. Tabii başta ben olmak üzere. Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Uğur: Yurtdışına çıkmak çok zor değil. Umarım gençler bunun farkına varırlar. Özellikle gençler için pek çok fırsat bulunmaktadır. Bunları akıllıca kullanıp pek çok deneyim elde edebilirler. Söyleşi için ben de teşekkür ederim. 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *