BİR ÜTOPYA: ROSE ADASI CUMHURİYETİ

BİR ÜTOPYA: ROSE ADASI CUMHURİYETİ

Bir mühendis tam bağımsızlık uğruna denizde küçük bir ada inşa etti.

Evet! Yanlış duymadınız ada inşa etti…

Erasmus’un yakın arkadaşı Thomas More 1500 lerde ütopya kavramını ortaya attı. Bu kavramın tam karşılığı sayılabilecek bir hikaye…

60’ların ruhunu yansıtan bir hikaye anlatacağım.

1968’de İtalyan bir mühendis olan Giorgi Rosa’nın inşa ettiği adayı konu alan film ‘’Rose Adasının İnanılmaz Hikayesi’’ sisteme baş kaldırışın mükemmel bir hikayesi…

Rose Adası Cumhuriyeti hakkında neler duydunuz bilmiyorum. Hatta filmi izleyene kadar benimde bundan haberim yoktu.

Netflix’in en başarılığı yapımlarından birini yazıyı kaleme almadan birkaç saat önce keşfettim. Gerçek olaylardan esinlenerek yapılan bu filme ben tam not verdim.


SPOILER SINIRI


FİLMİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Yazıda çok spoiler vermek istemiyorum ama uyarmaktan zarar gelmez. Bazı detayları yazacağım.

Esas oğlan Giorgio Rosa tam anlamıyla bir baş belası…

Kurallara ve sisteme neredeyse her fırsatta meydan okumuş. Gençliğinde kendi arabasını yapıp ruhsatsız, plakasız hatta ehliyetsiz kullanmış. Tabii kısa sürede yakalanmış.

Bu adam dünyadaki bu kısıtlamalardan kurtulup kendi dünyasını yaratmak ister! Olay burada kopuyor tabii ki.

Bir müddet bunu nasıl yapabileceğini bile düşünmeden topluma uyum sağlamaya çalışır ama bir gün tam olarak nasıl yapacağını keşfeder. 

Yanına kendisi gibi hayalperest bir arkadaş alır ve İtalya’nın Rimini sahilinin 6 mil açığında beraber bir platform inşa ederler. Çelik yapı üzerine inşa ettiği platformda kuralsız ve özgür yaşama hayalini gerçekleştirmek ister. İlk günlerde birkaç kişi daha ekibe katılır.

Önceleri eğlence amaçlı kullandıkları adayı bir müddet sonra bağımsız bir ülkeye dönüştürür.

Bunu da yanlış anlamadınız! Bağımsızlık!

5 kafadar hükümeti kurup Birleşmiş Milletler’e dosyasını sunalar ve bağımsızlık adına ilk adımı atmış olurlar. 

İtalyan devleti olayı duyunca şok olur. Ne yapacağını bilemez. 

Filmde bu konuda güzel tespitlerden birini gördüm. İtalya’da Papa’nın devlet yönetimindeki etkisi çok güzel anlatılmış.

Kendi dillerini bile uyduran bu çılgınlar İtalyan devleti olaya el atana kadar gerçekten mükemmel bir iş başarıyorlar.

Kahramanımız Giorgio Rosa bu tip uluslararası anlaşmazlıkların Avrupa Konseyi tarafından çözüleceğini öğrenir ve soluğu Strazburg’da alır. 

Avrupa Komisyonu, İtalya ile Rose Adası Cumhuriyeti arasındaki anlaşmazlığa müdahale etmez. Bu davranış Rose Adası Cumhuriyetini bağımsız bir devlet olarak tanıması anlamına gelir.

Ancak İtalyan devleti hızlı davranır ve adaya askeri operasyon yapar…

Sonuç: İtalya ülkenin güvenliğine tehdit oluşturduğu gerekçesi ile platformu patlatır…

O zamanlar 6 mil olan su sınırı Birleşmiş Milletler tarafından 12 mile çıkartılmıştır. Bu olayın tekrarlanma ihtimaline karşı böyle garip bir çözüm bulmuşlar.

Bu çapta bir şeyi başarmak gerçekten muazzam olsa gerek. Esas oğlanın hakkını vereyim gerçekten bugün imkansız görülebilecek bir şeyi çok kolay başarmış. Başta kimsenin dikkatini bile çekmeden bir platform inşa edip üzerinde yaşanabilecek bi alan oluşturduktan sonra hayalindeki bağımsızlık ütopyası ile dikkatleri üzerine çekmiş. 

Bugün böyle bir deneme yapılabilir mi?

Ya da,

Yapılsa neler olur?

Gibi sorularla sizleri başbaşa bırakıyorum.

Yazar: Uğur Hasdemir